Yazmanın terapi olduğunu söylüyorlar. Gerçi herkes sürekli bir şeyler söyleyip duruyor, herkes çok biliyor. Burası bir nevi benim günlüğüm olduğuna göre, kafama göre yazıyorum ben de. Bazen ben de çok biliyormuşum gibi oluyordur dışardan.
Güzel heyecanlı günlere yaklaşmaktayız sonus ile. Sürprizli sürprizli işler geliyor. Hazırlıkları ve bekleyişleri içindeyiz. Onun mutluluğu var bi yandan ama diğer taraftan beynimin bana küçük küçük oyunları var. Rahat vermiyor kısacası. Beyin benim, üstelik de bedava biliyorum tamam. Hatta "bi sözünü geçiremiyor musun argadaşım!" diye de bilirsiniz. Geçmiyor valla, o kadar konuşuyorum olmuyor. Tamam suçlu benim kabul ettim aslında. Yol yapıyorum şuan, yazıya devam etme çabaları bunlar. Pek politik ve kasıntılı.
Neyse bugün pek kötü bi hava vardı. Kedileri düşündüm, yağmurun sindirdiği kedileri. Üşümeyi düşündüm sonra. Evin ne güzel bir şey olduğunu. Bu yağmuru iyiye çevirecek bir şeylerin eksik olduğunu hatırladım sonra, eksiklerle yetinemediğimi. Ne kadar açgözlüyüm dedim sonunda ama hiç bir şey değişmedi tüm bunlara rağmen. Yine oturdum, iki tık arasında zamanımı yedim bitirdim. Her gün buna isyan edip, her gün aynı şeyi yapanlardanım ben de. 10 inc lik bir ekranda yitiriyorum hayatımı :) Dünya ya baglanıyorum ama öyle demeyin! Onlar anlatıyor ben izliyorum. Baktım olacak gibi degil Biraz da ben anlatayım, benim gibi başkaları dinlesin dedim. Canım böyle istedi.
Ha bu arada, söylemezsem içimde kalacak. Sanal ortamda hiç tanımadığım insanların sanki yıllardır kankası ya da bişeysiymişim gibi davranmasından cidden hiç hoşlanmıyorum. Sanal alemin insanlara bu salakça rahatlığı vermiş olması ayrıca canımı sıkmakta. Sus sus nereye kadar. Hiç tanımadığım insanların benimle canımlı, cicimli, hayatımlı konuşmaları. Senli benli olmaları. Yeter artık, Yapmayın allahaşkına! Bu kadar da olmasın. Müziği paylaşalım eyvallah, müzikten de konuşalım ama o ince çizgiyi kaybetmeyelim.
Hadi yeter bu kadar yazdığım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder