4 Nisan 2011 Pazartesi

Duvara tosladım bugün

Öyle bir şey yok tabi ki, dikkat çekmeye çalışmıştım, şu an bu yazıyı okumaya başlamışsan arkadaş, kısmen başarmışım demektir :D

Bak ne dicem biliyor musun? Diye vır vırı yapmayayım tamam.

Tuğlası düşmüş bir duvar. Eksik parçasıyla ayakta. Görünüş sakat ama temel sağlam hala. İlk bakışta eksik tuğlası ile göz dolduran bu duvar, üzerine düşünüldüğünde yıkık parçalarına rağmen sürdürdüğü varlığını;
İnsanların üzerine kondurduğu anlamlarla,
yazılarla,
-sloganlarla belki de-,
yorulunca yaslanılan bir omuz misali duruşlarında,
bir fotograf için oluşturduğu fonda,
belki önünden geçilen onca adımda,
dibine atılan atıklarda karıştırıyor hayatın içine.
Bi şekilde var, fark edilse de edilmese de.
Ne alaka şimdi bu duvar mevzusu derseniz, pek alakası yok hakkaten. Nerden girdim bu konuya bilmiyorum. Ama yıkılmayan duvarlara özenmişimdir hep, yıkık duranların da o çekici dokusuna. Bi de kafadaki duvarlar var, nereye çarpsan bi nane olmaz ondan. Yıkılmazları vardır. Havalıdır ama anca kendine. Bu kafaları kırasım var.

Dünyayı gezesim var benim sonra. Turist duvarlara bakasım, önünde durup dinlenesim var. Gölgesini sömüresim, içindeki yaşanmışlıkları düşünesim var. Çok gidesim var bu günlerde, uzaklarda yeni duvarlar öresim var. Var oğlu var, haha. Bu kadar :)

2 Nisan 2011 Cumartesi

kesmeşeker en çok seni



Tüm sevip de kavuşamayanlar için söylüyor Cenk Taner baba.
Evet bugün benim fabrika ayarlarında sorun var, çok içimden geldi paylaşayım dedim.

Bir şey diyecektim!

Yazmanın terapi olduğunu söylüyorlar. Gerçi herkes sürekli bir şeyler söyleyip duruyor, herkes çok biliyor. Burası bir nevi benim günlüğüm olduğuna göre, kafama göre yazıyorum ben de. Bazen ben de çok biliyormuşum gibi oluyordur dışardan.
Güzel heyecanlı günlere yaklaşmaktayız sonus ile. Sürprizli sürprizli işler geliyor. Hazırlıkları ve bekleyişleri içindeyiz. Onun mutluluğu var bi yandan ama diğer taraftan beynimin bana küçük küçük oyunları var. Rahat vermiyor kısacası. Beyin benim, üstelik de bedava biliyorum tamam. Hatta "bi sözünü geçiremiyor musun argadaşım!" diye de bilirsiniz. Geçmiyor valla, o kadar konuşuyorum olmuyor. Tamam suçlu benim kabul ettim aslında. Yol yapıyorum şuan, yazıya devam etme çabaları bunlar. Pek politik ve kasıntılı.
Neyse bugün pek kötü bi hava vardı. Kedileri düşündüm, yağmurun sindirdiği kedileri. Üşümeyi düşündüm sonra. Evin ne güzel bir şey olduğunu. Bu yağmuru iyiye çevirecek bir şeylerin eksik olduğunu hatırladım sonra, eksiklerle yetinemediğimi. Ne kadar açgözlüyüm dedim sonunda ama hiç bir şey değişmedi tüm bunlara rağmen. Yine oturdum, iki tık arasında zamanımı yedim bitirdim. Her gün buna isyan edip, her gün aynı şeyi yapanlardanım ben de. 10 inc lik bir ekranda yitiriyorum hayatımı :) Dünya ya baglanıyorum ama öyle demeyin! Onlar anlatıyor ben izliyorum. Baktım olacak gibi degil Biraz da ben anlatayım, benim gibi başkaları dinlesin dedim. Canım böyle istedi.
Ha bu arada, söylemezsem içimde kalacak. Sanal ortamda hiç tanımadığım insanların sanki yıllardır kankası ya da bişeysiymişim gibi davranmasından cidden hiç hoşlanmıyorum. Sanal alemin insanlara bu salakça rahatlığı vermiş olması ayrıca canımı sıkmakta. Sus sus nereye kadar. Hiç tanımadığım insanların benimle canımlı, cicimli, hayatımlı konuşmaları. Senli benli olmaları. Yeter artık, Yapmayın allahaşkına! Bu kadar da olmasın. Müziği paylaşalım eyvallah, müzikten de konuşalım ama o ince çizgiyi kaybetmeyelim.
Hadi yeter bu kadar yazdığım.