28 Şubat 2011 Pazartesi

Odam ve.


Günün ortasına eşlik eden uykum, sonunda beni hatırladı da hayata kattı.Uyandım kısacası :) Daralan ruh halime inatla direndim durdum. Bir şeyler izledim. Olmadı. Çokça dinledim. Olmadı. Fotoğraflara bakayım, güzel dünlerimi hatırlayayım dedim. Olmadı. Bir şeyler üreteyim dedim. Olmadı. Dört parçalı odamın içinde döndüm durdum. Düşündüm durdum. Delirdim durdum. Kızdım durdum. Sövdüm durdum. Çıktım odadan çorba yaptım. ı ıh geçmedi! En sonunda agrıyan mideme inat yedim o kocaman çikolatayı. Meğerse mesele çikolataymış! Yemek ya da yememek. İşte bütün sır bunda gizli. Kısa süre de olsa her şey güzel.
Aslında genel olarak güzel de, mevzu bende yerine oturmamış. Nefesimi tutup, kocaman bir okyanusta direniyorum bu soluksuzluğa. Gözlerim bulanık maviyi izliyor, biraz yanıyor ama boşluk duygusunun verdiği -düşemeyen ben- hissini yaşıyorum şu kafamın içinde. Hoşlanıyorum bu histen. Bir çikolata daha atayım ağzıma. Hah! şimdi oldu. Hayat güzel, yani şuan. .)
Bir oda ve içinde biriktirdiklerim. Gidenler kurtuluyor,olan bana oluyor.. Ben taşıyorum içindekileri, hisleri, birikmişlikleri. Mühür vuruyorum odama bundan sonra! Zaten yakında da gidiyorum burdan, ben de onu terk ediyorum. İnsanoğlu işte böyleyiz biz, pisiz. Yürüyorum, penceremden sızamayan güneşe doğru. O gelmiyor bari ben gideyim. Desem de biliyorum ki takip gücü yüksek biri değilim, bir an durup tersine çeviririm herşeyi. Işıktan yoksun kalacağımı bile bile.
Odam odam diye diye, Van gogh geldi aklıma. Pek de severim, bu eserini de. Böyle yani! Bitirme cümlem yok, hiç de bulamadım. İdare edin artık .)

puslu camlarından bakıyordum otobüsün,giderken küçük evime


İnsan kalabalığının beni yorduğu,çokça ve tekrarlanan cümlelerin bitemediği bir gün geçirdim bugün. Dert ettiğimiz şeylere bak dedim. Ama sonra bunun ne kadar büyük haksızlık olduğunu hatırlattım kendime.Derdim benim leşlerimdi,dertler onların neşteriydi.Ne ben onlar olabilirdim,ne de onlar ben.Ne dertlerimiz aynı olabilirdi ne de o dertlerin üzerimizde yarattığı etkiler.
Bugün içi doldurulmaya çalışılan karanlık bir kuyu gibiydim.Herkes attı bir şeyler içeriye..Onlar hafifledi.Ben ağırlaştım daha da.Suyum aynıydı,içi yoğundu. Dibe çöken içseslerim doldurdu etrafı.Tabi yine sadece ben duydum..
Herkes uzaklaştı sonunda.Daha sessizdi.Ben de çıktım yola..Odama dönmenin isteğiylen ve biraz da müzik dinlemenin hasretiyle.Yağmur yağıyordu.Elime zorla tutuşturulmaya çalışılan şemsiyeyi ısrarla red ettim.Öyle zor oldu ki anlatmak.Sadece yağmurda yürümek istemiştim oysaki…Ne vardı bunda anlamayacak?
Ama başarmıştım!Çamurlu yolda yürürken yağan yağmuru unutmuşçasına savaştım, paçalarıma bulaşmaya çalışan çamurlarla.Adımlarımı dikkatlice attım yürürken.Ve sonunda…Çamursuz,ıslak paçalarım vardı artık..Ve mutluydum bu yüzden.Sonra otobüs geldi.
Gün griydi o saatlerde. Severim gri günleri. Ağır ağır gidiyorduk. Puslu camlarından bakıyordum dışarıya,otobüsün.O belli belirsiz görüntüden sızan ışıklara dikkatimi veriyordum.Hayatımı düşünüyordum.Otobüs ağır ağır,yağmurun yarattığı anlamsız kalabalıkta ilermeye çalışıyordu.Ben ise hala hayatımı düşünüyordum. Zamanı hissettim,o yavaşlığının altında ezilirken.İlerleyemeyen otobüsün, nemli kokusunda.Hergün gittiğim bu yolları, müziği, yalnızlığımı, boş kalabalığımı, çocukları, annemi, yapmak istediklerimi, feda ettiklerimi, feda edildiklerimi, seçimlerimi, seçilmediklerimi düşündüm durdum..İşte film şeridi hesabı.Dönen film hayatımdı.Geçip giden hayatım, puslu camların silik manzarasından yansıyordu yüzüme.Şimdi araya güzel bi küfür sıkıştırmak isterdim de,neyse..İşte o anlara karışan korna sesleri ve söven insanlar vardı, bu yağmurlu kaosa. Ben ise hala puslu camlardan bulanık hayatıma bakıyordum. Belki de hayatımdaki bulanık kısım bendim, dışardan bakınca. Görünmüyordum, belli belirsizdim ve o camı ellerimle silemiyordum.Silmek istemiyordum belki de.hmm..Ne bileyimişte. Odamın renkli yalnızlığına ortak oluyorum şimdi.Hayaller kuruyorum.Güzel hayaller..
-Daha anlatacak neler neler var da,zorlanıyorum. Sözcükler içimi karşılamıyor. Ama yazmak da istiyorum bugünlerde..-
Bugün en çok çizgi film izlerken mutluydum, çocuklarla pamukprensesi izledik okulda.Heyecanlıydık. Sonunu bilmenin önemi yoktu hikayenin.Çünkü karakterler bizdik o an. Tekrar tekrar yaşıyorduk masalı.Ve mutlu son..Bu sayede çocuklar gülümsüyor.Masalları da bu yüzden seviyorum zaten.İyi ki var! Nasılsa o çocuklar, büyükçe sonu kötü biten masalları yaşayacaklar, çok mu umutsuzum?Umarım haksız çıkarım o halde!
Bugünlük yeter. Oynadıkça yaramız kanar. En güzeli onun kurumasını beklemek. Üzerine merhem sürmeden :) ))
hopp!hadi kaçtım!

Küçük kalbin,büyük aşk'ı..


Bugün,buruk tuhaf hislerle dolu bir gün.Aşk’ın dağıttığı insanoğulları vs..Bir de şeyler de ,bazı zamanlar birbirine bu kadar mı denk gelir arkadaş!
Okulda iki öğrencim geldi bugün yanıma,bir dertleri varmış..Prens prensese hediyeler alıp mektuplar yazıyormuş..Ama prenses çok sıkılmış,bunalmış bu durumdan,çünkü prens gibi aşık degilmiş ona..Prens e sordum:”Ne olmasını isterdin,neden yapıyorsun bunları?” ,küçük prens kocaman kara gözlerini gözlerime dikti,biraz sulanmıştı,biraz da kızarmış,o hüzünlü bakışıyla şöyle dedi :” öğretmenim,ben ona birinci sınıftan beri aşığım ama hiç söyleyemedim..” yutkundu,gözlerini kaçırdı.Sonra ” sadece beni sevmesini isterdim..” dedi,o minik masum kalbiyle..Gözlerim doldu,ne söyleyecegimi bilemedim,o kadar üzüldüm ki,sadece sarıldım o minicik prens e uzun uzun…
Bugün bu yıkıntılı hisler peşimi bırakmadı,uzun zamandır izlemeyi beklediğim “incir reçeli”adlı filmi izlemek için okul çıkışı sinema yolunu tuttum..Yalnızken daha rahat aglayabiliyorum(resmen hazırlamışım kendimi :p),film beni bi acayip yaptı,zaten hisliydim bugün.Aşk ın beklentisiz,sadece o insanın varlığını sevmek olduğunu, dokunmanın ne kadar güzel-özel ve değerli olduğunu hatırladım. O minik ayrıntıların ne kadar özel olduğunu, fedakarlığın büyüklüğünü ve artık çevremizde kalmadığını..Harcandığımızı,harcadığımızı hatırladım..Kötüydü,bi acayipti..Bugün yürüyüşüm kendime doğruydu,bir sürü şey yazmak istiyorum ama neyi anlatacağımı bilmiyorum açıkçası. Sadece o masumiyeti özlüyorum, o dupduru hisleri..İz bırakmak istiyorum şu hayatta..En önemlisi bu..
Böyle işte,daha yazardım da..Cümle sonlarıma uzun noktalar da koyardım…Ama fazla kurcalamamak iyidir.Di mi?
:)

Paylaşımlar bitmedi tabiki.Hayatımdan eksilenler,hayatımı canlandıranlar bir aradaydı.İçimdeki dalgalardan bahsetmeyeyim bile.Zor,karışık,umutlu,kimi zaman huzurlu,fazla fazla hüzünlü bir 2 ay. Geçti mi?hayır!Ama hayat böyle degil mi ki zaten?:)

En sevdiğim çizgi film yayından kaldırılmış gibi,en tatlı sabahlarım gün ışığından yoksun zamanlara dönmüş gibi hissediyorum.Ama şarkı söylemek en güzeli, hiç bitmeyen,hiç eksilmeyen güzel hissim.

Sadece ben miyim yani,dünya çalkalanırken,kendi kendimizi yok ederken,bunu seyrederken,susarken hepimiz.Korku sardı zamanı,varsayımların korkusu. Keşkelere yakın,keşkelerin kıyısında susuyoruz. Zamanın ilerleyişi,kötü algılarla örülüyor ve gerçekten kötü olanlarla,olacaklar beklentisiyle.

Neyse,artık yazmak istemiyorum.


Ah o şarkılar yok mu… O her şarkı,geçmişi yaşatıyor.Hem de o anlara ait duygularıyla,hüznüyle,birikmişlikleriyle.Unuttuklarının üzerindeki tozları elinle silip,o puslu görüntüleri hatırlıyorsun.Sesleri duyuyorsun. Ve melankoliyi özlüyorsun,o an bunu hissederken bile.
Zaman geçmiş,koca bir zaman, o boşluğu nasıl doldurduğuna şaşırıyorsun.Nasıl hızla üst üste birikmiş onca şey ve birbirinin ağırlığına direnirken,ezildiklerini fark etmemişsin bile. Ya da hissetmişsin ama yüzünü çevirmişsin.Çünkü güçsüz olan ezilir.
Sen kim oldun, ne kadar oldun?
Büyümek böyle bir şey mi?
Aslında hep aynı kaldığını fark etmek mi büyümek?
Ya da daha farklı olacakmış gibi gelen yaşının aslında sadece sayısının değiştiğini ama senin böyle hissetmediğini far etmek mi büyümek?
Yoksa büyümek ,aslında hiç büyümemiş olmak mı?
Belki de çocuksu hislerinin,hırpalanmış ve susturulmuş yanıdır.Sen koca bir kaya parçası olmalısın ve zaman seni daha da katılaştırmalı,sen de insanları katılaştırmalısın bilerek ya da bilmeyerek. Çünkü hayat sana yalanlar söyledi,sen de bu yalanı sürdürmelisin.
Aklıma kötü kötü şeyler geliyor,gelmesin di mi? Tamam sustum.
Sakin gece,sessiz çığlıklar olsun dünyaya. Biraz da o sussun!
özlem.
Güneşin içeri doluşu nefisti bugun,bir de yoldan geçenken kulaklarımızın pasını silen akordeon sesi. :)gün ışığı bu sesle anca bu kadar güzel gelebilirdi pencereden içeri. Ama şu başağrısı yok mu,bir de arada bir yoklayan garip ruh halleri,yapma etme bunu! Dün ne güzel bir sonus günü geçirmiştik yani,unuttun mu? Tamam yorucuydu ama yeni şarkılar geliyor ve seviniyoruz! evet! bitti! - 27 Ekim 2010