Günün ortasına eşlik eden uykum, sonunda beni hatırladı da hayata kattı.Uyandım kısacası
Daralan ruh halime inatla direndim durdum. Bir şeyler izledim. Olmadı. Çokça dinledim. Olmadı. Fotoğraflara bakayım, güzel dünlerimi hatırlayayım dedim. Olmadı. Bir şeyler üreteyim dedim. Olmadı. Dört parçalı odamın içinde döndüm durdum. Düşündüm durdum. Delirdim durdum. Kızdım durdum. Sövdüm durdum. Çıktım odadan çorba yaptım. ı ıh geçmedi! En sonunda agrıyan mideme inat yedim o kocaman çikolatayı. Meğerse mesele çikolataymış! Yemek ya da yememek. İşte bütün sır bunda gizli. Kısa süre de olsa her şey güzel.
Aslında genel olarak güzel de, mevzu bende yerine oturmamış. Nefesimi tutup, kocaman bir okyanusta direniyorum bu soluksuzluğa. Gözlerim bulanık maviyi izliyor, biraz yanıyor ama boşluk duygusunun verdiği -düşemeyen ben- hissini yaşıyorum şu kafamın içinde. Hoşlanıyorum bu histen. Bir çikolata daha atayım ağzıma. Hah! şimdi oldu. Hayat güzel, yani şuan. .)
Bir oda ve içinde biriktirdiklerim. Gidenler kurtuluyor,olan bana oluyor.. Ben taşıyorum içindekileri, hisleri, birikmişlikleri. Mühür vuruyorum odama bundan sonra! Zaten yakında da gidiyorum burdan, ben de onu terk ediyorum. İnsanoğlu işte böyleyiz biz, pisiz. Yürüyorum, penceremden sızamayan güneşe doğru. O gelmiyor bari ben gideyim. Desem de biliyorum ki takip gücü yüksek biri değilim, bir an durup tersine çeviririm herşeyi. Işıktan yoksun kalacağımı bile bile.
Odam odam diye diye, Van gogh geldi aklıma. Pek de severim, bu eserini de. Böyle yani! Bitirme cümlem yok, hiç de bulamadım. İdare edin artık .)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder